SOSYOLOJİ DÜNYASI

umrandan uygarlığa

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Batı Toplumları Öldü: Sosyoloji Öldü: Büyük Kriz Kapıda!'

E-posta Yazdır PDF

Aşağıdaki yazı, Haberturk'ten Kürşad Oğuz'un Fransız sosyolog Alaine Touraine(*) ile yaptığı röportajdan alınmıştır:

"TOPLUM ÖLDÜ: TABİİ Kİ SOSYOLOJİ DE ÖLDÜ"

Alaine Touraine - Kürşad Oğuz
Alaine Touraine - Kürşad Oğuz

''Avrupa'nın çocukları, artık zengin ülkelerde yaşamayacak'' diyen Touraine, konferansda bulunan gençleri fırçaladı ve ''Toplum öldüğüne göre, artık sosyolojinin de bir anlamı kalmadı…'' dedi.

Peki çözüm neydi? Touraine'e göre "evrensel olan"ın yeniden inşa edilmesi, öne çıkarılması gerekiyordu. Din, dil, millet evrensel olarak savunulan haklar olmalıydı.

Uzatmaya lüzum yok. Konferans sonrası yanına gittim, iki gün sonrası için randevulaştık. Ofisinin bulunduğu EHESS'de Touraine'in ne demek istediğini biraz daha detaylandırdık. İşte o görüşme:

 "HÂLÂ KRİZDEN ÇIKIŞI UMUDU YOK" 

Soru: "Toplumsal"ın ve toplumun sonuna geldiğimiz düşüncesine nasıl ulaştınız?
Cevap: Bugün finansal ve ekonomik bir kriz yaşıyoruz. Bu kriz, eğer ılımlı olmak gerekirse, yüksek teknolojinin patlamasıyla 2000'de başladı ve farklı yönleriyle çeşitli ülkelerde farklı sektörlerde büyüyerek devam etti. 2007'de mortgage krizi kriziyle patlak verdi ve 15 Eylül 2008'de de New York'ta büyük bankaların batmasıyla zirve noktasına ulaştı. Bu krize ilişkin şu hususlar dikkat çekiyor:

Devamını oku...
 

Türk Dünyası Sosyologlar Birliği Kurultayı Bişkek’te düzenleniyor

E-posta Yazdır PDF


Manas ÜniversitesiTürk dünyasının toplumsal meselelerini bilimsel yönden ortaya koymak ve çözüm yolları bulmak gayesiyle III. Türk Dünyası Sosyologlar Birliği Kurultayı, 21-24 Eylül 2010 tarihleri arasında Kırgız Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yönetim Başkanlığı’nın himayesinde ve Kırgız Türk Manas Üniversitesi’nde çalışan Türk Uygarlığı Araştırma Merkezi’nin ev sahipliğinde, KTMÜ Cengiz Aytmatov Kampüsü’nde yapılacak.

Küreselleşme ve Türk Dünyası” adı altında yapılacak olan bu kurultayın ilki Türk Dünyası Sosyologlar Birliği’nin almış olduğu kararla 25-27 Kasım 2005 tarihleri arasında Türkiye’de; ikincisi ise 23-25 Nisan 2008 tarihleri arasında Kazakistan’da gerçekleşmişti. 

KTMÜ ev sahipliğinde yapılacak olan kurultaya başta Türkiye ve Kırgızistan olmak üzere Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Ukrayna, Hindistan, Güney Afrika, Rusya Federasyonu ve Rusya’ya bağlı Başkurdistan ve Tataristan ile Avrupa Birliği ülkelerinden yaklaşık 200 civarında bilim adamı katılacak.

Kurultay’da Küreselleşme çağında Türk uygarlığının gelişimi; Türk kimliği; yerel yönetim, sivil toplum ve kültür; Türk dünyası ve toplumunun geleceği gibi konularda bildiriler sunulacak.


Kaynak: Kabar-Kırgız Ulusal Haber Ajansı

http://turkkazak.com/site/?p=2617

 

Doç.Dr.Vehbi Başer'le ÖSS, Tercihler, Balıkesir Sosyoloji Hakkında Mülakat

E-posta Yazdır PDF

Balıkesir Üniversitesi

İsterseniz bu ÖSS olayından başlayalım, siz nasıl değerlendiriyorsunuz ÖSS'yi?

Vehbi BaşerÖSS, adından anlaşıldığı kadarıyla bir seçme sınavı; ama, aslında bir eleme sınavı. Çünkü, ÖSYM'nin resmi verilerine göre, bu yıl (2006) ÖSS'na 1.510.302 öğrenci girdi. Ama, yuvarlak hesap bir buçuk milyon gence, bu hedefe ulaşmak için ülke olarak tanıdığımız şans nedir, diye soracak olursak, yine resmi rakam, öğrencilerden toplamda ancak 421.397'i bir yükseköğretim programına yerleştirilmiş olacak. Herkes haklı olarak en az 4 yıllık bir lisans programına kayıt yaptırmayı hedefliyordu, ama başvuranlardan sadece 202.998'i bir lisans programına yerleştirilme şansı yakalayabilecek, bu da toplam kontenjanın ancak yarısını (%50,05) oluşturuyor. Yani, üniversiteler, kapısına dayanan gençlerin ancak 13,44'üne bu şansı verebilecekler. Sınavsız geçiş ve diğerleri dahil toplam kontenjan, talebin ancak maalesef % 27,9'unu karşılayabiliyor. Bu da, ÖSS'nin, gerçek anlamda, "kim hangi eğitimi alabilir?" sorusuna cevap veren bir sınav olmadığını, öğrencilerden % 72.1'ini eleyerek yükseköğretim ve toplamda, % 86,56'sını lisans programları dışında bırakırken objektif bir eleme gerçekleştiren bir sistem. 

Devamını oku...
 

NEW AGE KÜLTÜRÜNÜN KÖKENİ VE SİYASİ SONUÇLARI

E-posta Yazdır PDF


New AgeGünümüzde New Age denildiğinde akla hemen tuhaf inanışlara sahip insanlardan oluşan kümelenmeler gelmektedir. Bu tuhaf inanışlar arasında uzaylılardan bilinmeyen gezegenlere, kıyamet senaryolarından kayıp kıtalara, şifacılıktan evrensel enerjiye kadar bir yığın zırva bulunuyor. İlk anda bir sürü insanın bu türden hurafelere inanması komik gelebilir. Gelmemelidir. Durum iki nedenden dolayı göründüğünden daha ciddidir. Birincisi, popüler kültürün de etkisiyle söz konusu hurafeler kitleler içerisinde yaygın ve etkili bir hale gelmiştir. İkincisi, hayattaki her şey gibi, bu zırvalar da ideolojik bir temel üzerinde yükselmektedir. Aşağıda da gösterilmeye çalışılacağı üzere, söz konusu temel, her türlü melanetin üzerinde yeşerebileceği berbat bir zemindir. Bu yüzden New Age kültürünün siyasi sonuçları, genel kanının aksine, komik olmaktan çok uzaktır.

Peki, bu ideolojik temel nedir? Bunu daha iyi anlayabilmek için öncelikle kavramın üzerinde durmak gerekiyor. New Age, ‘Yeni Çağ’ anlamına gelmektedir. Burada akla, "neye göre yeni" sorusu gelebilir. Kabaca özetlemek gerekirse, bu türden inanışlara sahip akımlara göre güneş her 2.160 yılda bir burç değiştirmektedir. Günümüzde de eski çağ, yani ‘Balık Burcu Çağı’ bitmekte, yeni bir dönem olan ‘Kova Burcu Çağı’ başlamaktadır. Söz konusu iddianın kökeni çok eskidir ve bilimsel olarak hiçbir değeri bulunmamaktadır. Tekrar gündeme gelmesiyse Fransız ezoterik Paul Le Cour’ün 1937 yılında yayımladığı L’Ere du Verseau (Kova Burcu Çağı) isimli kitabıyla olmuştur. Le Cour’ün önemi, meseleyi ilk kez gnostik bir Hıristiyanlık temelinde ele almış olmasında gizlidir. Buna göre yeni dönemde Aziz Petrus’un hiyerarşik Hıristiyanlığı, yani Vatikan, etkisini yitirmeye ve Hıristiyanlığın ezoterik yorumu güç kazanmaya başlayacaktır. Kısacası ezoterizmin, okültizmin ve spiritüalizmin yükselişe geçtiği yeni bir çağ gelmektedir.

Devamını oku...
 

8. Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi

E-posta Yazdır PDF

8. Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi

 

III. TÜRK DÜNYASI SOSYOLOGLAR BİRLİĞİ KURULTAYI

E-posta Yazdır PDF

 
Manas Üniversitesi

KIRGIZİSTAN-TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ

III. TÜRK DÜNYASI SOSYOLOGLAR BİRLİĞİ KURULTAYI

KÜRESELLEŞME VE TÜRK DÜNYASI
21-24 Eylül 2010, Bişkek-Kırgızistan

Birinci Duyuru

Türk dünyasının sosyolojik meselelerini bilimsel yönden ortaya koymak ve çözüm yolları bulmak gayesiyle I. Türk Dünyası Sosyologlar Kurultayı, 25-27 Kasım 2005 tarihleri arasında Kocaeli-Türkiye’de; II. Türk Dünyası Sosyologlar Kurultayı ise Kazakistan Cumhurbaşkanlığının himayesinde 23-25 Nisan 2008 tarihleri arasında Almatı-Kazakistan’da toplanmıştı.

Kazakistan’da yapılan ikinci kurultayda alınan bir kararla, III. Türk Dünyası Sosyologlar Birliği Kurultayı’nın, 21-24 Eylül 2010 tarihleri arasında “Küreselleşme ve Türk Dünyası” adı altında Türk Dünyası Sosyologlar Birliği ve Kırgızistan Sosyologlar Birliği ile birlikte Kırgızistan’da Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin ev sahipliğinde yapılmasına karar verilmiştir.

Küreselleşme ve Türk Dünyası” adı altında yapılacak olan bu kurultaya,  küreselleşme çağında Türk uygarlığının gelişimi; Türk kimliği; yerel yönetim, sivil toplum ve kültür; Türk dünyası ve toplumunun geleceği, sosyal antropolojisi, medicina sosyoloji ve tarih sosyolojisi gibi konularda bildiriler sunulması ve bu bildirilerin sosyolojik bir alan araştırmasının ürünü özelliğini göstermesi tercih sebebidir. Kurultaya sunulacak bildiriler, söz konusu konulardaki seksiyonlar içinde yer alacak ve sunum süresi 15 dakikayı geçmeyecektir.

Kurultaya bir bildiri ile katılacak olanların, 1 Aralık 2009 tarihine kadar ekteki kayıt formunu; 31 Ocak 2009 tarihine kadar ise 300 kelimeyi geçmeyecek şekilde bildiri özetlerini Kurultayın e-mail adreslerine göndermeleri gerekmektedir.

Kurultayın dili, Türk dünyasını teşkil eden ülkelerin (Türkçe, Kırgızca, Kazakça, Özbekçe, Azerice ve Türkmence gibi) veya bildiri sunacaklarca tercih edilen dillerden biridir. 

III. Türk Dünyası Sosyologlar Birliği Kurultayı’nda sizleri Bişkek’te Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde görmeyi ümit ediyor, bu vesile ile saygılarımızı sunuyoruz. 

Düzenleme Kurulu

E-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız   

Tel:  00 996 (312) 49 27 83 (Dahili numara 12 02)
Fax: 00 996 (312) 49 27 82

 

 

Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile söyleşi

E-posta Yazdır PDF


Kaynak:
http://www.semazen.net/roportaj_detay.php?id=39

Kenan Gürsoy

Onu tanıyanlar Kenan Gürsoy isminin neredeyse ‘İstanbul Beyefendisi’ anlamına geldiğini bilirler. Bu beyefendi kişiliğin içinde, muhatabına doğru akmaya hazır bir fikrî derinlik, bu derinliği gösterişsiz kılan bir tevazu ve kendini ifade etme becerisi dikkati çeker. Bu yüzden olsa gerek kafalarımızdaki felsefeci imajıyla örtüşmez bu kişilik. Galatasaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı olan Gürsoy, felsefe denilen ‘elit işini’ fildişi kuleden indirmiş bir filozof olarak biliniyor. “Bir Felsefe Geleneğimiz Var mı?” adlı kitabıyla okumuş çocukların gündemine oturan Gürsoy’la Türk felsefesinin ufuk turunu yaptık.

-Sürekli olarak, felsefede cevaplardan çok soruların önemli olduğunu vurguluyorsunuz. Bu bir çeşit ‘kafası karışıklığın’ vurgusu değil mi?

Kafası karışık olmak bir felsefeci hali değildir, olmamalıdır. Tam tersine felsefeyi, zihni aydınlatma mesleği olarak tanımlamak lazım. Toplumumuzda böyle bir imaj varsa bu ya felsefecilerin kendilerini ifade edememelerinden ya da felsefeciler ve felsefe etkinliği ile kültürümüz arasında bir türlü köprüler kurulamamasından kaynaklanıyor olabilir. Felsefenin soru sormasına gelince… Bir fikir size dışarıdan, alışkanlıklar sonucunda, genel anlamda içinde bulunduğunuz toplumun peşin yargıları şeklinde verilmiş ve siz bunu kabul etmişseniz, bunlar üzerinde hiçbir ‘acaba’ sorusu, hiçbir değerlendirme ve derinleşme çabası yoksa burada felsefeden bahsetmemiz mümkün değildir. Bunun için sorgulama kavramını felsefenin başat kavramı olarak ele alıyoruz. Soru sormayı, itiraz etmek, benimsememek veya bigane kalmak olarak algılamamak lazım. Tam tersine daha çok nüfuz etmek, mahiyetini daha iyi kavrayabilmek ve verilmiş mananın derinliklerine daha iyi inebilmek için ‘acaba’ diyoruz.

Devamını oku...
 

Varoluşçuluk Nedir?

E-posta Yazdır PDF

 

Alm. Existenzialismus, Fr. existentialisme, İng. existentialism

 Varoluşçu felsefe düşüncesini temel olarak alan bütün düşünsel uğraşılara verilen ad.

Başlıca temsilcileri: Jean Paul Sartre, Albert Camus, Merlaeu-Ponty, Simone de Beauvoir, Gabriel Marcel, Martin Heidegger ve Karl Jaspers'dir.

Fransa'da bir felsefe - edebiyat akımı olarak biçim almıştır. J. P. Sartre'a göre; varoluş özden önce gelir ve her bir kimseye bir öz kazandırmayı sağlayacak özgürlükle özdeştir; insan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur. İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin elverdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur.

Martin Heidegger Heidegger'e göre "İnsanın özü varoluşundadır." yani "dünyada-olma"sındadır. Yalnızca insan "gerçek varoluş"tur. Çünkü yalnız insan var olanın (kendisinin) sınırlarını aşıp varlığa adım atabilir. Yalnız insan var olan olarak kalmaz, kendini var olan olarak anlayabilir: bütün öteki şeyleri anlayabilmesinin temeli de budur. Böyle olunca varlıkbilim bütün öteki bilimlerin dayanağıdır; Heidegger ağırlık merkezi ahlak felsefesi ve insanbilim ile ilgili sorunlar olan her varoluşçu felsefenin karşısına bilinçli olarak bir varoluşçu varlıkbilim koymak ister; böylece varlığı var-oluşta arayarak felsefenin temel sorunu olan varlık felsefesine dönmüş olur. Varlığın (Sein) araştırılması gereken yer varoluştur (Existenz). İnsanın özü varoluşunda olduğuna göre, varoluştan kalkarak varlık sorusu yeniden düzenlenmelidir.

Karl JaspersJaspers, her varlıkbilimde, varoluşsal olanın bir katılaşması ve yozlaşması tehlikesini görür; onun yöntemi varoluşu açma, aydınlığa çıkarma (varoluş aydınlanması) yöntemidir; ama, kendi felsefesinin salt bir varoluş felsefesi olduğunu ileri sürmekle birlikte, kendisi de bilincin ötesine geçen bir fizikötesine yönelişiyle varoluş felsefesinin dışına çıkar.

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 3


AKADEMİK

SOSYOLOJİ YAYINLARI

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 4 ziyaretçi çevrimiçi